Tanseller
İsmi Tansel olan bir adamın romantik olmaktan başka şansı yoktur
“Ne dedi, ne dedi?”
“‘Sol gözünün altında, tarih kitaplarındaki güzellik tariflerinde geçen ‘ben’i taşıyan Zeynep’ dedi.”
“Yaaaani… Hitap için bayağı uzun bir cümle tercih etmiş. Yetkili bir abiye benziyor. Sen ne dedin peki? ‘Arz ederim’le bitirseydin cümleni.”
Dalga geçmek arkadaşlığın şanındandır ama açıkçası etkilenmiştim; adamın mesajı hoşuma gitmişti.
Tam o sırada, evden çıkmadan önce “Kavga mı etmek istiyorsun?” diye yazdığım flörtüm aradan geçen üç saat kırk iki dakikanın sonunda sadece ve sadece “I-ıh” yazmıştı. Beynindeki nöronların, otomasyon sisteminin, sinapsların... İşte sinir sistemiyle ilgili ne kadar terim varsa hepsinin ta… Neyse, şimdi bunu düşünmemeliydim.
Odağımı tekrardan mutlu başlayan hikâyeye ve Zeynep’e çevirdim. Hasret kalmışız uzun cümle kuran adamlara be!
“Beni bırak, biz neyiz?” dedim.
“‘Gelin benler bir olalım’ deseydin.”
“Beni; ‘Beni, Bihter’ini?’deki ‘ben’ mişim meğer?”
“E daha güzel; Nihal’in ağlarken akan sümüğü de olabilirdin.”
“Şaka bir yana; estetiksiz burnumun ve kapatıcıyla bile kapatamadığım şu ben’in bir gün işe yarayacağını biliyordum. Doğallık kazanacak kardeşim.” Diye devam etti Zeynep.
“Kazanacak ama ne kazanacak kardeşim?” dedim ve renkli lensli gözlerimi belertip dolgulu dudağımı büzdüm. Kaşlarımı da kaldırmıştım ama botokstan hareket ettiremedim. “En nihayetinde cicim saatleri bunlar… Bak, cicim ayları yok artık, günler tükendi. Saatler kaldı. Aşk dediğin artık aslanın kolundaki saatinde.” Dedim.
“Özdemir Asaf olsa ‘Günün en güzel saatleri bunlar; Lavinia üşüyorum, ceketini bana ver’ derdi. Nasıl bir zamana doğduk… Sevmek zamanı oldu mu sana ‘sevmek anı’. Doğduğumuzda dünya zaten kirlenmemiş miydi? Daha biz büyümedik bile üstelik…” diye dramasına drama kattı.
“Şiirden, sinemadan, şarkıdan yeterince alıntı yapıp aforizmamın üstüne aforizma kattığına göre sen olmuşsun. Sadece şunu diyebilirim: Senin ‘ben’in, onun ‘meni’si falan… Çok manipülasyonuna gelme. Gerekirse sakso çek ama eyvallah çekme.”
“Tabii canım, eyleme geçmeyen iltifat gerçek değildir. ‘Çiçek gibisin’ diyorsa çiçek gönderecek mesela. ‘Güzelsin’ diyorsa tak diye gelecek kapına. Gerçi Tansel pek severmiş gibi durmuyor öyle çiçek böcek göndermeyi falan. Ayıcık adamı değilmiş. Yersen tabii.”
“İsmi Tansel olan bir adamın romantik olmaktan başka şansı yoktur zaten, uydurmasın. Tak diye gelsin o zaman… Oturduğu yerden romantizm” dedim.
“Hepsi bir persona takınmış gidiyor. Osur osur ipe diz.” Diye beni destekledi.
Birbirimizi kişisel geliştirirken Zeynep’in telefonu bildirimle aydınlandı. Birkaç saniye baktı, burnundan bir “hmpf” sesi çıkarıp sinirli-sırıtkan bir ifadeyle ekranı bana çevirdi: Tansel ve elinde kocaman bir buket çiçek tutan başka bir kız.
“Bir kerede şaşırtın be kardeşim,” dedim. “Sorsan ‘Yeğenimin mezuniyeti, sen kafanda kurmuşsun kızım’ der.”
“Neyse ucuz atlattık, erken kapanış verdik bugün flört borsasında,” diye güldü Zeynep, sıkıntısını bastırmaya çalışarak.
“Ciğerlerini Biliyoruz Anonim Şirketi nokta com. Halka arz ediyoruz,” diye arsızlığı iyice ele aldım.
Sonra garsona döndüm: “Bizim Meksikanları tazeleyin lütfen.”


