İmtihanı
'Postapokaliptik bir dünyada ben artık devam edemeyecek kadar güçsüz kaldığımda benim için ne yapardın?'
— Fikret!
Yüzünde endişeli bir ifadeyle döndü. “Ne oldu? İsmimle seslendin? Ne yaptım yine?” diye sordu.
— Fiko, ben ayrılmak istiyorum, diye yekten girdim.
Ciddi olduğumu anlayınca elindeki telefonu bırakıp yanıma oturdu. “Güzelim, vallahi bitti diyorum sana o sanal bahis işi. Telefonda sadece video kaydırıyorum işte... İki gözüm önüme aksın, bak!”
“Sorun o değil,” dedim yüzümü iyice düşürerek.
“Ne o halde fıstığım?” diye iyice yaklaşıp saçımı kulağımın arkasına koydu. Nasıl da sevdiğim hareketleri yapıp beni etkilemeye çalışıyordu hain puşt!
Bu hareketi ve gözlerime sevgi dolu bakması bir an gardımı düşürür gibi oldu; kekeleyerek devam ettim: “Şey işte... Düşüncelerime karşı... Ne bileyim, hislerime karşı işte... Oralı olmaman.”
Şaşırıp geri çekildi. “Ne demek oralı olmamak? Daha dün gece yorgunluklar ve zor şartlar altında dilimizi dişimize takıp... Konuşturma işte kızım!” dedi.
“Aptal, onu mu dedim?”
“Ne bileyim kızım... Yine eserikli eserikli başladın,” dedi.
“Dün sana insan gibi bir soru sordum. ‘Postapokaliptik bir dünyada ben artık devam edemeyecek kadar güçsüz kaldığımda benim için ne yapardın?’ dediğimde, ‘Leğene yağmur suyu doldurup bir güzel yıkardım,’ dedin.”
“Nüansı kaçırmışsın, sana leğen buluyorum kızım o yoklukta... Ve sen seversin böyle yorgunluğu jakuzilerle atmaları falan,” dedi.
“İşte böyle anlamıyorsun beni. Ha leğen ha jakuzi diyorsun yani, he mi?”
“Ayaklarını çırpacaktım,” dedi sırıtarak.
Anlaşılmadığım duygusu bu ilişkiye dair umutsuzluğumu artırdı. “Kitap gibi okuyorsun beni ama sanki yirmi sayfa geçip aslında tek kelime anlamamış gibisin...” diye önüme bakarak konuşmaya devam ettim.
“Anlaşıldı; geldi senin yine bütün limanı tüm gemilerle yakma perilerin. Ben bu oyuna gelmem aga!”
“Aga mı? Al işte bak... Ne hissediyorum zerre-i miskal fikrin yok. Hiçbir heyecanıma ortak olmuyorsun.”
“Kızım heyecanların bitmiyor ki. Sevmek de yetmiyor; çok uzun zaman önce karşılaşacaktık değil, çok sonra karşılaşacaktık seninle... Bütün telaşların bittiği bir zamanda... Varsa tabii öyle bir zaman.”
Gözlerim dolu dolu ona baktım. “Harbi mi diyorsun lan? Bu kadar mı nefret ediyorsun benden?”
“Delirdin iyice sen. Ne nefreti? Ver şunu,” diyerek orta sehpanın üzerinde duran telefonuma hamle yaptı.
Şifre mifre hak getire... Bir iki tıklamadan sonra yüzü aydınlandı.
“Açalım şu sağlık uygulamasını..Tamam..Hah, şimdi anlaşıldı sarı civcivim benim. Şu regl döngün bitsin, bir daha konuşalım şu postapokaliptik dönemi... Leğen diyorum, çok seveceksin bak!”



Kaleminize sağlık yazılarınızı severek okuyorum 🙂
İki tarafın birbirini anlamaya çalışırken aslında daha da uzaklaştığını görmek ne kadar kötü. İnsanların gündelik reflekslerle meseleyi hafifletmeye çalışmalarını da her daim yaşıyoruz. Aynı anda hem sevgi gösterileri hemde anlaşılamama hissi sanırım Ginnungagap boşluğunda bile yoktur.