İlyas ben
Siz hiç “Selvi Boylum Al Yazmalım”da evlerine el ele dönen Asya, Cemşit ve Samet’in arkasından bakan İlyas oldunuz mu? Ben bir kere oldum ve binip gidecek kamyonum yoktu; yürüyerek döndüm eve.
Ağlamaktan gözlerim buğulandığı ve yalpalayarak yürüdüğüm için sivil iki polis durdurdu beni. Alkolmetreyi çıkarıp üflettiler; kanımda yüksek promil melankoli çıktı.
“Kusura bakmayın komutar beyler, bu seferlik ölçüyü kaçırdım ama biz de bu saçları samanlıkta sarartmadık,” dedim. “Adabımızla yıkılmayı bu sefer bilemedik, maruz görün.”
Merak ettiler belli ki, sordular: “Nedir?”
Başladım anlatmaya: “Bütün sorun yaşanmış şeyler değil, öğrenilmiş şeyler... Yüzüyorum sanıp aslında akıntıya kapılmalar... Birbirine uzak iki koltukta bile karşılıklı oturamayışlar... Ve tek koltukta iki kişi otururken bir kolun diğerinin omzuna atılamayacak olması... Hiç açılmayan şaraplar... Sofrada olması gereken balığın hâlâ denizde yüzüyor olması...”
“Yağmurdaki gözyaşları gibi olmam; belirsiz ama orada işte... Görmüyor musun, bak buradayım! Daha çamurunu silkememiş Adem’in omurgasından kendisini yaratmasını bekleyen Havva gibiyim. İyi niyetliyim bak, sadece sabırsızım.”
“Tiradına banmak isterdik ama bu işin yatarı var. İki gün evinden yatağından çıkma; iyi halden düşer zaten cezan,” dediler.
“Nasıl abilerim, nasıl? Bu iyi niyetlerim yargılanıp asılmayacak mı yani?”
“Devam et, bekleme yapma,” diye ileriye iteklediler. Sıkılmışlardı belli ki onlar da.
Hep olduğu gibi denileni yaptım. İlyas gibi bi kere baktım bi; geliyor mu diye..bir daha da bakmadım, yürüdüm gittim.
.



Yüreğine sağlık üstadım 🙏
Zaten hüzünlenmiştim okumaya başlarken; Bu cümleden sonra artık kendimi tutamadım ''Sofrada olması gereken balığın hâlâ denizde yüzüyor olması...'' (tanrım ne büyük acılar varmış)
Kaleminize sağlık...İyi ki sizden haberim var, takip ediyorum...