DAYI EROL
Saçları önden kel, arkadan at kuyruklu, sigaradan sararmış bıyıkları, dikdörtgen gözlükleri ve asla kemersiz giymediği beli düşük kot pantolonu ile replika heykel satıp turist kazıklayan İspanyollara benzerdi Erol Dayı.
Bizim köşedeki kırathanede beraber okey oynuyorduk ki Erol Dayı birden taşları bırakıp içini döktü:
“Trend değişti yeğenim, kahraman memeli kadınlar yerine silikon memeli kadınları tercih eder olduk. Bugüne kadar, sivrisi, sarkığı, ayrığı, domatesi, yerlerde gezineni, yok denecek seviyede olanı, renk ebat ayrımı yapmadan memeyi meme kabul eden, faşizan bir tutum ile ötekileştirmeden hepsini kendisinin kabul eden, öpen koklayan naçizane bir abiniz olarak diyorum ki, meme bizim kırmızı çizgimizdir, ara taşımızdır, çift okeyimizdir!”
“Bu ne pazarcı çağrısı gibi” dedi eşli okeyde eşsiz arkadaşım Mustafa, dayının gözlerindeki şehvet dalgasını harlamak maksatlı:“Pazarcı anonsu mu?”
“Pazarcı değil yeğenim, dilenci duası. Bir garip dilenciyiz biz, bir çift meme yolunda icabında.”
“Dayıcım hadi istasyon yapma devam et bak oyunun ritmini kaçırıyorsun’diye yükseldim herife.. Meme lafı çıkınca yancılar da üşüşmüştü zaten, kırmızı çizgi diyerek ıstakayı iyice açığa vurmuştu hıyar.
Dayı gülümsedi:
“Yeğenim…Güllerin gülü.. Küçük oyunlar iyidir, hem okeyde hem yatakta.”
Yancılar masanın etrafını sardı. Kıraathanemizin Heredot’u, Sokrates’i, filozof takımının tamamı oradaydı. Felsefik erotizm kaçmazdı tabii. Sorular, laf sokmalar başladı. Dayının popülaritesi, 14 aydır sevişmeyen bünyemde git gide sinir piramiti kuruyordu.Yetmezmiş gibi kaçak kat çıkıyordum adeta.
“Sende ne çok bilgi varmış dayıcım, normali bitirdin oyunluya geçtin ha? bravo valla.”
Kafamda ampul yanıp sönüyordu: Lan bu Erol bu kadar şeyi nerden biliyor? Eski Yeşilçam’dan mı? Hadi Çaman’dan mı? Dayı gazı alınca araya sevgi dilini de kattı:
“Canlarım, ayrıca meme seven adamdan zarar gelmez. Efendi olur, karısına, çoluğuna çocuğuna düşkün olur.”
“Dayı sen Freud musun sen, bu ne bilinçaltı minvalli göndermeler.”
Külü masaya düşmek üzere olan sigarası dişlerinin arasında konuştu tekrar:
“Tanımıyorum yeğenim, Çemişgezekli mi kendisi?”
Kahkaha tufanı koptu. Sadece “meme” kelimesinden tahrik olan delikanlılar ve dahi Mustafa katıla katıla gülüyordu.
Ben ise artık iyice kurulmuştum bu hırboya. Beli düşük dayı kotu ile ne havalar atmıştı öyle. Hem de bize..Ögrenci evinde gelen giden karının hesabı olmayan bize!Erolcum senin yaşın kadar haftalık sevişmemiz var.Ne anlatıyosun sen Erol?Kuyruklu Erol? Diye içimle sohbet ederken Mustafa patlattı:
“Erol Dayı, yengeden papara yersen, anahtar lazımsa bana gel. Evin duvarları bir kerecik inlesin bari, komşular bizi gay sanacak yoksa. Bunda da tık yok!”
Sıra bana gelmişti. Yerden Okeyi çektim.Çıkardım masaya vurdum, ıstakayı Mustafa’nın kafasına geçirdim. Yüksek ama dindirilemeyen libidom, Erol’un memeleri, taşı çekmenin heyecanı… Saldırdım.
Araya giren Erol da Perinçek asabiyetimden nasibini aldı:
“Sus lan! Sen memeleri savundun, ahlaksız adam, alçak,puşt’!”
Masada taşlar havada uçuştu, kıraathane bir anda Yeşilçam kavgasına döndü. Ama içim rahattı. En azından çift okeyim gelmişti.


